Ana içeriğe atla

Madenlerimiz



Bir İlköğretim okulunda 4. sınıfların teftişinde öğretmenle birlikte sınıfa girdiğim bir 4. sınıfta, öğrencilere kendimi tanıttım. Sınıfın arkasındaki bir sıraya oturdum. Öğretmen ve öğrenciler dersin normal işleyişine devam ederken ;sınıf düzenini incelemeye başladım.Derslikte etkinlik köşelerinin yanında bulunan bir "madenlerimiz" tablosu dikkatimi çekti.Ders zili çalıp teneffüse çıkıldığında "madenlerimiz" tablosunun yanına yaklaşarak incelemeye başladım.Tablo Altın Madenlerimiz ,Gümüş Madenlerimiz,Bakır Madenlerimiz olarak üç gruba ayrılmış ve her gruba değişik sayıda öğrencisinin adı yazılarak fotoğrafları asılmıştı.Altın madenlerimizde 3- 4,Gümüş madenlerimizde 8-9,bakır madenlerimizde ise 15 öğrencinin adı bulunuyordu. Yanıma yaklaşan öğrencilere bunun ne anlama geldiğini sordum.Öğrenciler; "Öğretmenim Altın madeni bölümünde adı ve fotoğrafı bulunanlar çok çalışkan."Gümüş madeni bölümünde adı ve fotoğrafı bulunanlar iyi çalışkan,bakır madeni bölümünde adı ve fotoğrafı bulunan öğrenciler de orta öğrenciler." dediler. belirttiler. Öğrencilere "Siz hangi madenden olmak isterdiniz?" diye sorduğumda, hep birden Altın madeni olmak istediklerini söylediler. Durum bir eğitimci olarak beni çok etkiledi ve düşündürdü.Hani eğitim-öğretimde bireysel ayrılıklar ilkesi vardı.Çoklu Zeka kuramı vardı. Öğrenme sitilleri vardı. Bunlara ne oldu da, öğretmen bunları yok sayıp,ayrıca öğrenciler arasında değerli ve değersiz olarak anlamlandırılan bir madde-eşya ile öğrencisini değerlendirmeye kalktı.Kim değerli bir varlık olmak istemez.Ancak değer sadece dersteki başarıyla mı ölçülür? Bu başarı sadece matematik-fen alanında mı aranır? Öğrencinin başka bir yeteneği neden yok sayılır. Müziksel veya kinetiksel zekaya sahip olan öğrencinin suçu nedir?Öğretmen her öğrencinin neden farklı olduğunu bilmez, öğrencisini arkadaşları yanında küçük düşürür anlayamadım. Suçu öğretmenle birlikte,okul müdüründe ve kendimde de aradım.Özeleştiri yapıp nerede hata yaptık diye düşündüm.Sınıftan ayrılırken bakır madeni öğrencilerden özür dileyemediğim için üzgün ayrıldım.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İNSAN İÇİN

İNSAN İÇİN Karanlığa karşı durdular Canlarından oldular Varlıklarından olmadılar, Umut oldular gönüllerde yaşadılar. Pir Sultan olup taşlandılar Şeyh Bedreddin olup asıldılar Nesimi olup derisi   yüzüldüler Her şey  insanda, insan için dediler Dersini omuzuna atıp Karanlığa karşı umuda yürüdüler. Rıza EZGİN

KÖPRÜ

Sardım,sarmaladım dertlerimi Hayallerim sönmesin diye Fırtınaya ıslık çaldım Selamımı dostlara götürsün diye Aya, yıldıza haber saldım Karanlığı yok etsin diye Sevgiyi özgür kıldım Öfkeyi, nefreti kaldırsın diye İnançlardan köprü yaptım Herkes kendi yoluna gitsin diye Geleceğe miras bıraktım Farklılıklar hor görülmesin diye Rıza EZGİN

DÜŞÜNCENİN GÜCÜ

İnsanın varlık nedeni düşünmesidir. Sevgi düşünce ile başlar ve gelişir. Sevgi dolu düşünceler yeni dostluklar ve ilişkiler doğurur. Başkası hakkında olumlu sözler, uygulamalar kişinin kendisi ve başkalarıyla ilgili düşüncelerini ön yargılarını değiştirir.  Bir insanı sevmek istiyorsanız, onun düşüncelerini, ilgilerini dikkate almanız gerekir.