31 Temmuz 2010 Cumartesi

GENÇLİK VE TATİL


Türkiye' nin en önemli sorunlarından birisi,eğitim sorunudur.Eğitim,yaşam boyu kesintisiz devam eden bir süreçtir.Çocuklarımızın,gençlerimizin geleceği açısından yaşamsal önem taşıyan eğitim konusunda hiçbir yurttaşın,anne-babanın ilgisiz kalmasını düşünmek mümküm değildir.
Eğitim-öğretim yılı sona erdi. Anadolu Lisesi,Fen Lisesi Üniversite giriş sınavları yapıldı.Sınav sonuçlarının yaşamsal bir sonuç olmadığı,bir değerlendirmenin sonucu olduğu kabul edilmeli,başarısızlıkların nedenleri araştırılmalıdır.Çocuklarımıza ve gençlerimize sevgi-saygı ile yaklaşılmalıdır. Üniversiteye giriş sınavlarından sonra sert-kırıcı bir davranış sergilemek,gence yarar yerine zarar verir.Onun başarısızlığını artırır.Gencin başarısında,kendisi kadar anne ve babasının da sorumluluğu olduğu unutulmamalıdır.Yapılacak en kötü şey, genci başkaları ile kıyaslamak,onurunu kırmaktır.
15-20 yaş gelişme ve değişmelerin yaşandığı bir çağdır.Gençlerin,ailesinin desteğine ve iletişimine gereksinimi vardır.Gençlerin,yeterince çalışmalarına karşın sınavlarda başarısızlıkları olabilir.Anne ve babaların üzülmemesi,bu durumu sorun yapmaması gerekir.Çünkü hiçbir sınav-değerlendirme çocuğumuzdan-gencimizden daha önemli,daha değerli değildir.Onunla ilgilenmeye değerli olduğunu belirtmeye önem verilmelidir.Onu başka gençlerle karşılaştırmamalı;'bizim zamanımızda ben böyle değildim' şeklinde iletişimde bulunmamamaya özen gösterilmelidir.Her bireyin farklılkılarının olduğu bilinmelidir.İstenilen yüksek puan alamama,üniversiteye girememe,yaşamsal sorun yapılmamalı;onu olduğu gibi de sevdiğimizi hissettirmeliyiz.Onlara değer verdiğimizi,sevdiğimizi ve güvendiğimizi belirtmeliyiz.
Okullarda ve dershanelerde ağır ve yorucu zihin çalışması sonucu oluşan zihinsel yorgunluk,uzun ve planlı bir dinlenmeyi gerektirmektedir. Gençler;öğretim yılı boyunca hergün okulda toplanmaktan,sıralarda ders dinlemekten,okul dışı zamanlarda proje-ödev yapmaktan ve dershanelere gitmekten usunmakta ve yorgun düşmektedir.Bu monoton çalışma ve yaşam tarzından kurtulmak için yaz tatili bir zorunluluk haline gelmektedir.Bu nedenlerle yaz tatilini,gençlerimizin,boşa geçirmeyerek en verimli şekilde geçirmeleri,bedeni ve zihni gereksınimleri bakımından bir zorunluluktur.Yaz tatilinde dinlenmek,mutlak bir hareketsizlik değildir.Dinlenme devrsi olan tatilde,yorucu olmayan,hafif ve değişik uğraşılar bulmak etkinliklere katılmak,neşeli bir zaman geçirmek gerekir.Örneğin gezi,yürüyüş,yeniinsanlar görmek tanımak,iletişim kurmak doğayı gezip, seyretmek, müzik ve resimle ilgilenmek konsere,tiyatroya gitmek,sivil toplum kuruluşlarının etkinliklerine katılmak gibi mutluluk verici uğraşılar bulmak gerekir.
Yaz tatilinde ağır zihni etkinliklerden kaçınılmalı,ders kitaplarıyla ilgili çalışmalar yapılmamalıdır.Ders kitapları dışında onları sıkmayan rahat v e zevkle okunan eserler okunmalıdır.Gençlerimiz için tatilde,geziler yapmak,akraba ziyaterleri için başka şehirlerev,köylere gitmek,olanak varsa yazlığa çıkmak,sahil ve yayla havası almak yerinde olacaktır.
Unutulmamalıdır ki gençlere verebileceimiz en güzel yaz tatili armağanı,ona göstereceğimiz ilgi,sevgi ve ayıracağımız zamandır.

13 Şubat 2010 Cumartesi

Gençleri Tanıyor muyuz ? Anlıyor muyuz?



Gençleri; ençok tanımaları gereken,anne,babaları ve öğretmenleri de olmak üzere,yetişkin insanların çogunluğunun yeterince tanımadıkları kanısındayım. Bunun başta gelen nedeni, gençlerin davranışlarının tarafsız ve her türlü önyargıdan uzak, gerçekçi bir gözle değerlendirememekten kaynaklanmaktadır.Hepimiz bu dönemden geçtiğimiz halde, bu dönemin özelliklerini ya unuturuz ya da gencin davranışlarını, kendi davranışlarımızla kıyaslamak gibi çogu kez yanlış bir yol izleriz.

Gençlerin; en çok yakındıkları konu, yetişkin olan anne, baba öğretmenlerin kendilerini tanıyıp anlayamadıklarıdır.Gençleri anlayabilmek için ,önce onları çok yönlü, çok iyi tanımak gerekir.Gençleri gerçekten tanıyan, onların özelliklerini, duygularının bilen yetişkinler onlarla iyi ve sağlıklı ilişkiler kurabilmektedir.Gençlerde görülen bazı davranışlar vardır ki, bunlar gençlik dönemine özgüdür.Çoğunlukla uyumsuz, çevreyi rahatsız edici görünümde olan bu davranışların altında yatan nedenler, gençlerin neden böyle yaptıkları bilinir ve anlayış gösterilir, gence hak verilirse, hem gencin davranışları bizleri tedirgin etmez hem de gençle ilişkilerimizde, iletişimimizde bir bozukluk ve kopukluk söz konusu olmaz.

Gençlik;çocuklukla erişkinlik arasında bulunan gelişme, ruhsal olgunlunlaşma ve yaşama hazırlık dönemi olarak görülür.Ergenlikle başlayan hızlı büyüme, gençlik çağının sonunda bedensel, cinsel ve ruhsal olgunlukla sona erer.Genellikle 12-15 yaş arası "asıl" gençlik dönemi, 21-25 yaş arası "uzamış" gençlik olarak bilinir.Gençlik yalnız olumsuzlukların toplandığı bir çağ değidir.Tatlı hayallerin, tutkuların, idealizmin filizlendiği, yeşerdiği; sıkı arkadaşlıkların ve ilk sevgilerin yaşandığı bir dönemdir.Yeniliğe ve ileriye doğru atılımların yapıldığı, kendini kanıtlama ve kimliğini bulma çabalarının yoğunlaştığı bir dönemdir.Genç anne ve babasından bağımsız olarak, duygu, düşünce, davranışta bağımsızlık geliştirmiş olmalıdır.Ailesi dışında toplumsal-sosyal ilişkilere girebilmeli, özellikle yaşıtlarıya arkadaşlık kurup sürdürebilmelidir.Toplum yaşamı için gerekli bilgi, görgü, ruhsal olgunluğa erişmiş olmalıdır.Anne ve babaların unutmaması gereken ise; çocuklukta anne, baba arasında saygı ve sevgi kurulmuşsa, gençlik çağının çalkantısı durulduktan sonra aynı sağlıklı ilişkinin kurulması zor olmayacaktır.

Gençlik çagında bağımsızlığa yöneliş, genç için sağlıklı bir kişilik belirtisidir.Anne-babaların, öğretmenlerin ve tüm yetişkin büyüklerin bu konuda gence anlayış göstermeleri, yardımcı olmaları gerekir.Genç, bu döneme girdiği halde büyüklerine tam anlamıyla bağlılık içinde ise, sessiz, her denileni yerine getiren, içine kapanık bir durumdaysa, böyle bir gencin sağlıklı olduğunu düşünülemez.Kimi anne ve babalar gençte gördükleri sert tepkiler ve kendilerine karşı başkaldırmalar karşısında şaşırabilirler. Onların ilk karşılıkları seslerini yükseltmek, bağırmak, genci azarlamak, utandırmak ve aşağılamaya başvurmak olabilir.Bu durum, gençliklerinde onarılmaz yaralar açar.Genel olarak eleştiriler, gencin kişiliğine değil, beğenilmeyen söz ve davranışlarına yönelmelidir.Öğretmen gence deet veriyorsa genç mutludur.Öğretmenin kişiliğinden kendi benliğine olumlu özellikler katar.Ayrıca dersi severek başarılı da olur.Öğrenci ve öğretmen arasında ders dışı yakınlaşma, söyleşi iletişim yoksa olumlu sonuçlar alınamaz.İletişimin olmadığı bir yerde öğretmen erişilmez ve korkulan bir varlık olmaktan ileri gidemez.Atatürk gençliği iyi tanımış, onlara güvenmiş ve Cumhuriyeti gençlere emanet etmiştir. Bizler de geleceğimiz olan gençleri tanıyalım onlara güvenelim.

12 Şubat 2010 Cuma

Bir Site Önerisi


Çocukların eğitimdeki haklarını oyun ile anlatan güzel bir internet sitesi.Site "Eğitim Reformu Girişimi" tarafından hazırlanmış.Ziyaret etmenizi öneririm. : http://egitimdehaklarimizvar.org/

11 Şubat 2010 Perşembe

Okul Aile Birliği


Okullarımızda eğitim-öğretim çalışmalarının yürütülmesinin yanında,Okul Aile Birliği toplantılarının da yapılarak,ailenin okulla işbirliğine önem verildiği görülmektedir.Çocuklarımızın okuldaki başarıları bir yandan kendi çabalarına,diger yandan ailenin okulla işbirliği yapmasına bağlıdır.Anne babalar,çocuklarının başarısızlığında okulu ve öğretmenleri sorumlu olarak gösterebilirler.Gerçekte ise durum böyle değilidr.Çocuklar,günün dört-beş saati okulda,diğer büyük bölümünü ailesinin yanında sorumluluğunda geçirirler.Bu durumda,her ailenin çocuğunun başarısızlığında sorumluluunu okulla paylaşması gerekir.

Anne-babalar okulların açıldığı günlerden başlayarak,çocuklarının öğretmenleriyle tanışmalı,okutulan ders programlarının içeriği konusunda bilgi sahibi olmalıdır.Ayrıca çocuğa ailesince yapabileceği yardımlar konusunda öğretmenlerden öneriler de almak gerekebileceği düşünülmelidir.

Okullarımızdaki yönetici ve öğretmenlerin aile ile tanışmasının,çocuklarının geleceği ve başarıları yönünden önemli olduğu bir gerçektir.Okulların anne-babaları okula alıştırmak ve sürekli işbirliği sürdürmek için toplantılar yapması,sergiler,kermesler,şiir günlerive tiyatro düzenlemesi, çocuk eitimi ve ruh sağlığı konularında konferanslara yer vermesi,baş vurulan yöntemler arasındadır.

Ailenin okulla işbirliğini sağlamak için,okul-aile birliklerinin amacı doğrultusunda çalışmalarını sürdürmesi gerekir. Çocukların eğitim-öğretim bakımından gelişmelerini kolaylaştırmak,başarılarının engelleyen zorlukları da gidermeye yönelik önlemleri almak,bir görev sayılmalıdır.

Okulun ham maddesi olan çocuğun,bütün yönleri ile tanınması gerekir.Çocuğu taımanın en sağlıklı yolu,onun ailesini ve sosyal çevresini tanımaktır.Aileyi ve sosyal -kültürel çevresini tanımadan çocuğu tanımak,ondan başarı beklemek olanaksızdır.

Okul ile çocuğun ailesi arasında sürekli bir iletişim,başarılı sonuç alabilmek için önemlidir.Okulu görevi,sadece aileyi tanımakla sınırlı değildir.Okulun kendisini çevreye tanıtması,amaçlarının uygulanan eğitim programlarını,yürütülen etkinlikleri konusunda aileyi çevreyi bilgilendirmesi gerekmektedir.Ailenin okulu tanımaları hem bir hak hemde bir gereksinimdir.Çocuğun yetişmesinden sorumlu olan ailenin okulda çocuğunun ne koşullar altında çalıştığını öğrenmesi,aileye ne gibi ek çalışmalar düştüğünü anlaması,okul ile aile arasındaki işbirliği ile mümkün olabilir. Okul-aile arasındaki işbirliği,anne-babaların okula karşı sempati ve ilgi duymalarına yol açar.Bazı kişiler çocuklarının geleceğinin söz konusu olduğu durumlarda bile,bazı gerekçeler ileri ürerek,okul müdürü ve öğretmenleri ile görüşmekten çekinebili,rler.Sık sık yapılan öğretmen -veli görüşmeleri çocukların geleceği için yararlı görüşmelerdir.Böylece okulu ve ailleyi ilgilendiren ortak sorunlar belirlenir.

Okul-aile ilşkilerinin özündeki düşünce;okulda,öğretmen-öğrenci için daha sağlıklı,demokratik bir eğitim ortamı hazırlamaktır.Yönetici ve öğretmenler unutmamalıdır ki okulun hizmet sunduğu ailelerden destek sağlamaının yolu,okulun onlar için olumlu,yararlı işler yapmaya çalıştığı konusunda onları inandırmaktır.İnsanlar inandıklarında,onları desteklemek sorumluluğu içersinde olurlar.Okulun amaçlarının gerçekleştirmek için sorumlu insanların okul-aile işbirliğine önem vermelerinin bir zorunluluk olduğu,unutulmamalıdır.

Madenlerimiz



Bir İlköğretim okulunda 4. sınıfların teftişinde öğretmenle birlikte sınıfa girdiğim bir 4. sınıfta, öğrencilere kendimi tanıttım. Sınıfın arkasındaki bir sıraya oturdum. Öğretmen ve öğrenciler dersin normal işleyişine devam ederken ;sınıf düzenini incelemeye başladım.Derslikte etkinlik köşelerinin yanında bulunan bir "madenlerimiz" tablosu dikkatimi çekti.Ders zili çalıp teneffüse çıkıldığında "madenlerimiz" tablosunun yanına yaklaşarak incelemeye başladım.Tablo Altın Madenlerimiz ,Gümüş Madenlerimiz,Bakır Madenlerimiz olarak üç gruba ayrılmış ve her gruba değişik sayıda öğrencisinin adı yazılarak fotoğrafları asılmıştı.Altın madenlerimizde 3- 4,Gümüş madenlerimizde 8-9,bakır madenlerimizde ise 15 öğrencinin adı bulunuyordu. Yanıma yaklaşan öğrencilere bunun ne anlama geldiğini sordum.Öğrenciler; "Öğretmenim Altın madeni bölümünde adı ve fotoğrafı bulunanlar çok çalışkan."Gümüş madeni bölümünde adı ve fotoğrafı bulunanlar iyi çalışkan,bakır madeni bölümünde adı ve fotoğrafı bulunan öğrenciler de orta öğrenciler." dediler. belirttiler. Öğrencilere "Siz hangi madenden olmak isterdiniz?" diye sorduğumda, hep birden Altın madeni olmak istediklerini söylediler. Durum bir eğitimci olarak beni çok etkiledi ve düşündürdü.Hani eğitim-öğretimde bireysel ayrılıklar ilkesi vardı.Çoklu Zeka kuramı vardı. Öğrenme sitilleri vardı. Bunlara ne oldu da, öğretmen bunları yok sayıp,ayrıca öğrenciler arasında değerli ve değersiz olarak anlamlandırılan bir madde-eşya ile öğrencisini değerlendirmeye kalktı.Kim değerli bir varlık olmak istemez.Ancak değer sadece dersteki başarıyla mı ölçülür? Bu başarı sadece matematik-fen alanında mı aranır? Öğrencinin başka bir yeteneği neden yok sayılır. Müziksel veya kinetiksel zekaya sahip olan öğrencinin suçu nedir?Öğretmen her öğrencinin neden farklı olduğunu bilmez, öğrencisini arkadaşları yanında küçük düşürür anlayamadım. Suçu öğretmenle birlikte,okul müdüründe ve kendimde de aradım.Özeleştiri yapıp nerede hata yaptık diye düşündüm.Sınıftan ayrılırken bakır madeni öğrencilerden özür dileyemediğim için üzgün ayrıldım.